27 Temmuz 2012 Cuma

Fikret Orman (Y)el (D)eğirmen'ine Karşı!


Misafir çocuklarını görünce şımaran  çocuklar vardır, evde bir başınayken uslu duran. Beşiktaş, son 8 senesini bu çocuklar gibi geçirdi. Komşunun çocuğuna özendi, olmadı. Şimdi eve dönüş vakti...

Türk spor tarihinde, hemen hemen birçok spor adamı hakkında binlerce farklı görüş var iken, uzun süredir, sadece bir adam hakkında, bu kadar kötü ve nefret dolu düşüncelere sahip tüm futbolseverler. Yeter serzenişlerinin kaynağı bu adamın Beşiktaş'a gelişi, görev alışı başlı başına felaketti ama herkes tarafından çok da anlaşılabilmiş değildi. "Daha iyisi varsa söyleyin, görelim" diyerek savunanlar bile çıkmıştı. Bir de acıyanlar vardı; "Çok iyi Beşiktaşlı ama yöneticilik yapmayı bilmiyor!" Hayır, bu adam iyi Beşiktaşlı değildi ve nihayetinde anlaşıldı ki iyi bir insan da değildi. Aldığı talimatları uygulayan, insanların gözünün içine baka baka yalan söyleyen, futbolun ırzına geçen biriydi. Birkaç diğer kötü adamla da iyice kirlettiler futbolu. Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce de, her yeri kirliliğe bürünmüş ortama dair konuşmanın gerekliliğini düşündüm. Sonra Beşiktaş düştü aklıma, tünelin ucundaki ışıksın dedim, koyuldum yazmaya...


Başta da dedim, Beşiktaş yıllardır hiç olmadığını olmaya çalışıyor, beceremiyordu. Beceremedikçe daha büyük batırıyordu. Taraftarıydı, kongresiydi, topçusuydu derken, bir baktık ki, elimizde avucumuzda hiçbir şey kalmamış. Kabarık bir fatura, saygınlığını yitirmiş bir takım, örgütlü olma halinden çok uzakta bir taraftar. Bu şartlar altında, göreve gelen Fikret Orman ve ekibine başlarda üzülüyordum açıkçası. Olmayacak duaya amin demek, elini taşın altına sokmak ve bilimum imkansızlığı anlatan deyim & atasözü onların üstüne cuk diye oturuyordu. Marttan beri sakince izledim yaptıklarını. 200'e yakın icra dosyasının kapıda beklediği bir durumda, teker teker sorun çözmeye çalıştılar ve nispeten de başarılı oldular. Kolay değil, 700 milyon TL borç. En kötüsü, gelirlerin büyük kısmının temlik edilmiş olması. Kısacası iflas. Ancak büyük takım olmak, bu zamanlarda ortaya çıkıyor işte, kapıya kilidi vurup gidemeyeceğimize göre, yönetimin önderliğinde, topyekün bir mücadeleye girişip, bu kulübü tekrar aydınlığa çıkarmak görevimizdir.

Ancak... Kongre farelerine, mecburen de olsa teslim olan, acemilikte sınır tanımayan yöneticilere sahip olan Fikret Orman, bazı önemli hatalar yapmakta. En önemlisi, taraftarın heyecanını kırıp, küstürmesi. Kapalı'nın o fiyatlar ile satılmayacağı aşikarken 2000 lira yapılması, taraftarın yönetimin içinden tek bildiği, sevdiği ve güvendiği adamın, bence, kovarcasına gönderilmesi, mucizevi bir sezon geçiren basketbol takımının göz göre göre dağıtılması açıklanabilir durumlar değil. Başkanın sevimsiz işler yapacağız açıklamasının, Quaresma ve çetesinin gönderilip, isimsiz, genç futbolcuların alınacağına yormuştum ve hatta içimden de sevinmiştim, fakat, netice, gerçekten başkanın dediği gibi oldu. Üstelik, Quaresma'nın gönderilmesini, ekonomik kaygılardan ziyade, futbol içi etmenler nedeniyle isterken, böyle bir yol izlenip, zaten talibi az olan bir oyuncunun ederinin al aşağı edilmesi asla kabul edilebilir gözükmüyor. Kampta şans verir, biraz parlatır, sağa sola hafiften haber salar, 4-5 milyon euroya, Katar'a, Rusya'ya okutulabilirdi gayet. Neyse, önümüzdeki günlerde olanı biteni göreceğiz.


Eve dönen yolda, Fikret Orman yönetiminin, en mühim samimiyet sınavı ise, yutan eleman Y.D'ye karşı açacağı dava olacaktır. Ernst&Young şirketinin yaptığı araştırma, inceleme işlemlerinin sadece yapılan hırsızlığı belgelendirmek niyetiyle olduğunu umuyorum, zira o adamın Beşiktaş üzerinden ne kadar prim yaptığını, cümle alem biliyor. Madem ki, Ronaldo'yu, Tabata &İsmail transferi üzerinden ödediğin paraların geri dönüşümünün eseri olan, ki orada da hukuksuzluk yaptığı aşikar olan, mekanına getiriyorsun, bunun bir bedeli olmalı kan emici için.Evet, bu adam, talimatlarla futbolun patronu yapılmış olabilir. Evet, bu adamın, kulüpten alacağı 100 milyon TL'si olabilir. Ama bir yere kadar! denmeli. Ne olacaksa, ne yaşanılacaksa yaşansın. Hala aramızda anlamayanlar, bu adamın yaptıklarını göremeyenler var. Açığa çıksın, deşifre olsun. Y(el) D(eğirmenleri) 'ne karşı savaşmak, Fikret Orman'ın, kariyerindeki en büyük Don Kişot olma fırsatıdır. Forza'da Denizcan abinin dediği gibi, Don Kişot olmak erdemdir.

Evine dönen yolda, Don Kişot ol Fikret Orman, Y(el) D(eğirmenleri)'ne savaş aç! Balık bilmezse, halik bilir.